18 Mart 2009 Çarşamba

Sivrihisar



Tarihten bir kesiti anlıyabilmek için o kesitin yaşandığı yer ve zaman hakkında bilgiye ihtiyaç vardır. Bir yerde olaylar, çoğu zaman ya iç içe yada ard arda, birbirini etkileyerek meydana gelirler. Yavşan yaylasını yada burada yaşayanları anlayabilmek için de Sivrihisar tarihini çok kısa da olsa bilmek kaçınılmazdır. Tarihçiler Sivrihisar’ın ne zaman ve kimler tarafından kurulduğunun belli olmadığını bildirirler. Demek ki bu kent tarih kadar eskidir ve bu uzun süreç içerisinde çeşitli kavimlerin egemenliğine girmiştir.


Önce Sivrihisar’ın adı üzerinde duralım. Bu kente Eti’ler devrinde Salpa adı verilirken, Roma devrinde Spalya, klasik devirde Abrostola ve Bizans devrinde Justinyanus (Bizans imparatoru kendi adını vermiş) isimleri verilmiştir. Daha sonraları bu kente Sibrihisar ve Seferihisar adlarının verildiğini görüyoruz. Hatta Alparslan’ın buraları fethetmesinden önce Sivrihisar'a Amuriye adı da verilmiştir. Sakarya nehri kıyısında, bugünkü Çakmak köyünde Abrostola yada Amuriye adıyla bir şehir vardı, burası Türk beyleri tarafından ele geçirilip, tahrip edilince, 60.000 civarında insan Sivrihisar’a göçerek buraya Amuriye adını vermişlerdir.

Kelt’ler Anadolu’da
Hint-Avrupa kavimlerinden olan Kelt’ler MÖ 1000 dolaylarında Orta ve Batı Avrupa'nın büyük bir bölümünde egemenlik kurdular. MÖ 600 sıralarında Fransa, Britanya, Kuzey İtalya, Belçika, Güney Almanya, Bohemya (Çek Cumhuriyeti) ve İspanya'nın bir bölümü Kelt egemenliğinde bulunuyordu. Kelt’lere Helenler Keltai ya da Keltoi, Romalılar ise Galli (tekil hali Gallus) derlerdi.(Gallus kelimesinin anlamı da "tavuk" idi.- Fransa’nın sembolü)

MÖ 1. binyıl sonlarında güneyden Roma'nın, kuzeyden Germen kavimlerinin yayılmasıyla Avrupa'da Kelt egemenliği sona erdi. Britanya'da ise MS 5. yüzyıla dek süren Kelt hakimiyeti, Anglo-Sakson kavimlerinin istilası sonunda adanın kuzey ve batı kıyılarıyla sınırlandı. Halen İrlanda ve İskoçya halkının bir kısmı ile Galliler (Welsh) ve Breton'lar Keltçe'den türeyen diller konuşmaktadır.

(Resim: Kelt'çe yada Galçe konuşan bölgeler turuncu renkle boyanmış)

Avrupa’dan Brennios (Brenn) adlı önderin komutasında doğuya yürüyen Galat gücünün, kadınlı erkekli 20.000 kişiden oluştuğu ve kadınların da erkeklerle birlikte savaşa katıldığı antik yazarlarca belirtilir.

Galat'lar MÖ 280'da Pannonia'yı (bugünkü Macaristan), 279'da Yunanistan'daki Delphi kentini yağmaladılar. Aynı yıl İstanbul'un (Byzantion) karşısındaki tepeye karargâh kurarak kenti tehdit ettiler. (Galatların bir kış geçirdiği tepe bu tarihten sonra Galata , onardıkları kule de Galata kulesi olarak adlandırıldı.) Uzun pazarlıklar sonucu Byzantion'lular Galatlara büyük bir haraç ödemeyi ve İstanbul Boğazını geçmelerine yardım etmeyi kabul etti.

277-274 yıllarında Ege bölgesi yağmalandı; Erythrai (Çeşme yakınında Ildırı) ve Miletos kısa sürelerle Galatların eline geçti. MÖ 274'te Bergama kralı Eumenes ve Selevkos kralı Antiokhos komutasındaki ordu Galatları ağır bir yenilgiye uğratarak Orta Anadolu'ya sürdüler.

Anadolu'da Sakarya ve Kızılırmak havzasını kapsayan bölgeye de Galatiya adı verilmiştir. O dönemde Roma İmparatoru olan Augustus, sürekli huzursuzluk çıkaran Galler'i Anadolu'dan sürer ve Gelibolu'ya yerleşen bu halka izafeten bu bölgenin adı Gal ülkesi anlamına gelen Gallipolis olarak değiştirilir. Osmanlı döneminde bu isim Gelibolu olmuştur. 

Galatlar Yunanistan’daki Delphi zaferinden sonra Tektosagi, Tolistobogii ve Trogmi adlı üç boy şeklinde örgütlendiler. Orta Anadolu'da Sivrihisar (Pessinus), Ankara (Ankyra) ve Yozgat Büyüknefes (Tavium) bu üç boy'un merkezi oldu. Bölgede yapılan yüzey araştırmalarında Polatlı'da Basrikale ve Hisarlıkaya, Sakarya Irmağı'na hakim Çanakçı ve Çağlayık, Beypazarı'nda Tabanoğlu ve Dikmenkale, Ayaş'ta Canıllı, Keçiören'in Bağlum köyünde Hisartepe ve daha başka kale kalıntıları belirlendi. Kalelerin bazıları çevredeki kaya kitlelerine bağlanarak yapılmıştı.

Galatia'nın MÖ. 1. yy'ın sonlarında Roma egemenliğine girmesinden sonra Anadolu'nun Avrupalı konukları, kendi kültürel kimliklerini koruyamayarak asimile oldular. Galya(Galat) devleti kuranlar, kalabalık yerleşim merkezleri oluşturmuşlardı. Birer şehir niteliğinde olanlardan Sivrihisar çevresine rastlayanlar şunlardır: Pessinus(Ballıhisar), önceleri Evdoxios, sonraları Jorma adıyla bugünkü Gümüşkonak yani Yörme köyü.



Pessinus, Sivrihisar'ın 16 km güneyindeki Ballıhisar'da bulunmaktadır. Friglerce Kibele diye de adlandırılan ana tanrıçanın bulunduğu en önemli tapınma yerlerinden biri olarak bilinmektedir. Büyük olasılıkla bir meteor olan siyah taşın, gökten inen tanrıça idolünün, bulunduğu yerdi. Romalılar, Kartaca’ya karşı olan savaşı kazanabilmek için şans getirsin diye bu taşı MÖ 204 yılında Roma’ya götürmüşler ve bunu Magna Mater (Ulu ana) diye adlandırmışlardır. Kadının gücünü sembolize etmek için yanında iki leopar ile heykelleştirilmiştir. Pessinus ana tanrıça için yapılmakta olan törenlere sahne olmuş ve o dönemlerde kendini ana tanrıçaya adayanların merkezi konumuna gelmiştir. Erkeklerin kendilerini ana tanrıçaya adamak için Pessinus'ta erkeklik organlarını kestiği bilinmektedir.


MÖ 1250 yıllarında  Frigya'da (Eskişehir yöresi), Pessinius(Ballıhisar)  Kralı kızını, Attis adlı bir genç ile evlendirmeye karar vermiş. Ancak Anadolu'nun ana tanrıçası Kibele'de Attis'i seviyormuş. Attis, Tanrıça Kibele'ye inanan biriymiş ama tanrıça'nın kendisini sevdiğini bilmiyormuş. Düğün hazırlıkları başlamış.Komşu ülkelerin kralları ve tüm halk düğüne davet edilmiş. Düğün ziyafeti başladığında gökyüzü masmavi ve parlakmış. Birden gök kararmış ve gökyüzünde korkunç bir uğultu oluşmuş. Ana Tanrıça Kibele düğüne gelmişti ve çok kızgındı. Tanrıça'nın gözünü Attis'den başkasını görmüyordu. Öfkesini Attis'e öylesine yönelttiki Attis'de bu duruma çok üzüldü ve kendine çok öfkelendi. Çılgıncasına dans etmeye başladı. Adeta kendinden geçti ve hançeriyle cinsel organını kökünden kesip attı. Kasıklarından fışkıran kan topraktan bitkilerin fışkırmasına neden oldu.  Attis kan kaybından oracıkta öldü. kanıyla sulanan toprak daha da yeşerdi. Attis'in vücudu da çam ağacına dönüştü. Ana tanrıça sevdiğini kaybettiğine çok üzülmüştü anısını yaşatmak için Attis'den oluşan çam ağacının hiç bozulmamasına karar verdi. Böylece çam ağacı herdaim yeşil kaldı ve yaprakları hiçbir zaman dökülmedi.  Daha sonra insanlar törenlerini kutsal kabul ettikleri çam ağacı etrafında yapmaya başladılar. Böylece Kibele'nin sevgilisi Attis ölümsüzleşti.
Galatlar Pessinius'a geldiklerinde rahiplerin hepsinin hadım olduğunu gördüler.

Sivrihisar’ın önemini tarihten aldığı özelliklerden biri de Efes'den İran'daki Persopolis'e (Pers başkenti) giden Kral Yolu üzerinde oluşudur. Bu yolu atlı kuryeler 7 günde katedebiliyordu. Bu yolun İstiklalbağı köyü ile Ballıhisar köyü arasındaki kısmının kalıntıları belirgin şekilde günümüze kadar gelmiştir.

Roma cumhuriyeti MÖ 204 yılında Katacılar'la Pön savaşlarını yapıyorlardı. Roma, Kartaca kralı Hannibal'in tehdidi altındaydı. Endişe içerisindeki Roma senatosu bir kahin kadının söylemlerine inanarak kurtuluş için Kybele kültünün Roma'ya taşınmasına karar verdiler. Galatlı din adamlarını bir şekilde ikna edip kara taşı Roma'ya götürdüler. Bunun üzerine morali düzelen Roma ordusu Kartaca'lıları yendiler. Hannibal Anadolu'daki Seleukos(Büyük İskerder ölümünden sonra komutanlarının kurduğu devlet) krallığına sığındı. Pön savaşları sırasında Hannibal'ın Makedonya kralı ile anlaşması sırasından beri Romalılar Balkanlara ve Anadolu ya göz dikmişlerdi. Sonradan Bergama kralının destekleriyle Anadolu'ya geldiler ve buraları Roma eyaletine dönüştürdüler.

Kökü tarihe dayanan Pessinus uygarlığı M.Ö.204 yılında Ana Tanrıça Kybele(Magna Mater) kültünün, Roma’ya taşınması üzerine önemini kaybetmiştir. Hiristiyanlıktan önceye rastlayan bu dönemde, Anadolu’da yerli tanrıça olan Kybele’ye ibadet ediliyordu. Ancak 4.yy da burası da hiristiyanlığı kabul edince, Kybele Kültü yasaklanmış ve Pessinus’daki tapınak yıkılmıştır. Böylece Ana tanrıça geleneği yok olurken, Pessinus, Bizans yönetimine, önemini yitirerek girmiştir.

Kybele inanışında, doğanın her yıl 22 Mart günü uyandığı kabul edilir. Büyük şenliklerle ve dualarla kutlanan bu törenlerde kendilerini Ana Tanrıça adayıp, tapınakta kalmak isteyenler, erkekliklerinden vazgeçip, hadım edilirler. Kendi isteği ile kendisini hadım eden erkeklere “Gal” denir. Gal: Ermiş, arınmış kişi demektir. Frigya Başlığı denilen başlığı ancak böyle arınmış kişiler giyebilir. Friglerden sonra bölgeye hâkim olan Lidyalılar zamanında Kybele inanışı Yunanistan’a yayılmış daha sonra Galatlıları ve Romalıları derinden etkileyerek Batı kültürüne girmiştir. Ana Tanrıça Kybele inanışının merkezi olarak ün yapan Pessinus şehrinin kalıntıları 1967 yılında Belçika’nın Gant Üniversitesi tarafından yapılan kazılar sonunda ortaya çıkarılmıştır.

M.Ö. 25 yılında Roma egemenliğine giren Sivrihisar’a 6.yy a kadar Abrustula adı verilmiştir. Bu dönemde Roma İmparatoru Justinyen bu şehire çok önem vermiş ve yeniden imar ettirmiştir. Hatta Yörme köyündeki sıcak su kaynaklarını kaplıca haline getirmiş ve buraya onun adına atfen Jorma denilmiştir. İmparator, Sivrihisar’a da Justinianopolis adını vermiştir. Justinyen Sivrihisar’ı yeniden kurarken, Pessinus’un yıkık evlerinin ve mabetlerinin mermer malzemelerini 6 kapılı Sivrihisar kalesinin inşaasında kullanmıştır. Yazıcıoğlu kalesinde o dönemden günümüze kalan, su sarnıcı, tahıl ambarı ve yer altı depoları vardır.

Sivrihisar’ın Roma yönetiminden çıkışı ile Selçuklu yönetimine geçişinin kesin tarihi bilinmemekle birlikte, Ulucami’nin kitabesinde yapılış tarihi olarak 1274 yılının bulunması, bu yıllarda kentin Selçukluların eline geçtiğini açıklamaktadır. Caminin bahçesinde bulunan Aleşah Kümbetini Selçuklu kralı Melik Şah, kardeşi Sultan Şah için 1327-1328 yılında yaptırmıştır.

Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışından sonra Sivrihisar Karamanoğlu Beyliğinin yönetimine girmiştir. Kent 1359 yılında Osmanlı Padişahı 1.Murat tarafından alınmışsa da Timur Han bu ilçeyi Anadolu istilasından sonra ayrılırken yeniden Karamanoğlu’na vermiştir. Timur Han, Sivrihisar’a gelişi sırasında bugünkü Ertuğrul(Yakapınar) köyünde karargah kurmuştur. O dönemde burada yerleşim yoktu. Vasi araziler ve çayırlar Sakarya nehrine kadar uzanıyordu. Bu çevre atlarıyla, hayvanlarıyla ve askerleriyle ordugah konuşlanmasına çok elverişliydi. Timur Han askerleriyle Sivrihisar’a girdi ve meşhur kaleyi yıkarak tahrip etti.


(Resim: Sivrihisar'a 1850'lerde yerleşen Ermeniler tarafından 1881 yılında inşa edilen kilise)
Daha sonra kent Osmanoğulları ile Karamanoğulları arasında birkaç kez el değişirdi. Ancak 1415 yılından itibaren kesintisiz Tebaayı Devleti Aliye’ye yani Büyük Osmanlı Devletinin egemenliğine geçmiştir.

(Resim: Sivrihisar evleri)
Sivrihisar 19.yy ın ikinci yarısından sonra idari teşkilatta mülki taksimatın en küçük parçası olan nahiye statüsünü sürdürmüştür. Kent 19.yy a kadar Hüdavendigar Sancağına bağlı bir nahiye iken daha sonra Ankara sancağına bağlı bir kasaba, cumhuriyetten sonra ise Eskişehir iline bağlı bir ilçe olarak yönetilmiştir.


İlçedeki en önemli eserlerden biri, şehir merkezindeki Ulu Cami 1275 yılında Mevlana’nın müritlerinden Eminiddin-i Mikail tarafından yaptırılan yapı, Anadolu’nun en büyük ahşap direkli, düz çatılı camilerinden. Çatısını 67 adet ağaç sütun tutuyor.


Çeşitli geometrik şekillerin ahenkli bir birleşiminden oluşan minberi ise şaheser sanat eseri olarak nitelendiriliyor.

Ulu Cami’nin kuzeyine düşen ve 1327 - 1328 yılları arasında MelikŞah tarafından, kardeşi Sultan Şah için yaptırılan Alimşah Kümbeti, Anadolu Selçukluları'ndan Necibiddin Mustafa’nın karısı adına yaptırdığı Hoşkadem Camii ve 1492 yılında Şeyh Baba Yusuf tarafından yaptırılan Kurşunlu Camii şehrin diğer önemli tarihi eserleri.


Sivrihisar şehirle bütünleşmiş ve ilçenin medar-ı iftiharı olan Nasreddin Hoca’nın da doğum yeri. Türk halk mizahının büyük filozofu Nasreddin Hoca, 1208’de Sivrihisar’ın Hortu Köyü’nde doğdu. Köyün adı 1999’da Nasreddin Hoca olarak değiştirildi. Hoca’nın evi halen burada varlığını sürdürüyor. İki katlı ev, belediyeden anahtarı alınarak gezilebiliniyor. Hortu Köyü Sivrihisar’a 26 kilometre uzaklıkta.


(Resim: Kurşunlu Camii ve solda Dr.İhsan Sarıkardaşoğlu evi)





(Resim: Sivrihisar eski hükümet konağı)


Sivrihisar 1684 yılında Kaza haline getirilmistir. Sivrihisar idari yönden 1846 yilinda Ankara'ya, 1912 yilinda da Eskisehir iline bağlanmıştır. Birinci Dünya Savasindan sonra kısa bir süre Yunan işgaline ugrayan ilçe 20. Eylül 1921 yılında düsman işgalinden kurtarılmıştır. Sivrihisar Ilçesinin yüzölçümü 2987 Km2 olup rakımı(denizden yüksekliği) 1070 mt.dir. İlçemizde karasal iklim türü hakimdir.

Nüfus Durumu
2007 yılı Adrese dayalı nüfus sayimina göre ilçemizin toplam nüfusu 22.258 olup, 8466 İlçe Merkezinde, 13 792'i Kasaba ve Köylerde oturmaktadir.
İdari Durum
Sivrihisar Ilçesi Eskisehir iline bağlı ve bu ile uzaklığı 100 km dir. İlçemize bağlı 3 kasaba , 61 köy, 27 mandıra ve yayla mevcuttur.
Sosyal Durum
İlçemize bağli tüm köylerimizde elektrik ve telefon vardir. Nüfusun yaklasik %30'u ilçe merkezinde % 15'i kasabalarda ve % 55''ide köy ve yaylalarda oturmaktadir. Halkın % 80'ine yakın kısmı tarım ve hayvancılıkla % 20'si ise Küçük Sanat ,Ticaret ve Serbest Meslek erbabıdır. Bütün köylerde içme suyu mevcut, bazı köylerde yetersizdir. İlçe merkezinde hem kaloriferli hemde sobalı ev kiralamak mümkündür. Sobalı evlerde yaklaşık kira bedeli 100-150 ytl civarındayken kaloriferli konutlardaki kira bedeli 180-250 ytl arasındadır.
Egitim ve Kültür Durumu
5 adet Ilçe Merkezinde olmak üzere toplam 25 adet Ilkögretim Okulu,1 adet Teknik Endüstri Meslek Lisesi,1 adet Imam Hatip Lisesi,1 adet Kiz Meslek Lisesi,1 adet Anadolu Lisesi,1 adet Fahri Keskin Anadolu Öğretmen lisesi,1 adet Ticaret Meslek Anadolu lisesi,1 adet Saglik Meslek Lisesi,1 adeti Ilçe Merkezinde 1 adeti de Kaymaz Kasabasinda olmak üzere 2 adet Genel Lise vardır.
Ekonomik Durum
Ilçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Halkın %80'i tarım ve hayvancılıkla, geri kalanı da Küçük Sanat ve Ticaretle uğraşmaktadır. İlçe hudutlari içerisinde 2.984.986 dekar araziden çesitli hububat, çesitli sebze ve seker pancarı yetiştirilmekte olup, sebzecilik gelişme aşamasındadır. Yetiştirilen başlıca ürünler, buğday, arpa, patates, şeker pancarı, baklagiller, yulaf ve üzümdür. Az miktarda soğan, elma ve armut yetiştirilmektedir.

Ilçemizde 33 adet tarımsal amaçlı kooperatif bulunmaktadir. Bunlardan 26 adeti sulama kooperatifi, 7 adeti tarimsal kalkınma kooperatifidir. Ilçemizdeki hayvan varlığı :125.165 küçük bas, 13.005 adet büyükbas hayvan mevcuttur. Bölgemiz hayvancılığından istenilen miktarda verim saglanabilmesi için gerekli çalışmalar yürütülmektedir. Bunların başında ırk islahı, sun'i tohumlama çalışmaları gelmektedir.
Ulaşım Durumu
Sivrihisar ilçesi Eskisehir'e 100 km.,Ankara iline 135 km.'dir. Ilçemize bagli köylerimizin ulaşım durumu itibari ile yolları yaz kış trafiğe açıktır. İç Anadolu Bölgesi’nde, Eskişehir İli’ne bağlı bir ilçe olan Sivrihisar, doğuda Günyüzü ve Ankara, batıda Çifteler ve Mahmudiye, kuzeyde Beylikova ve Mihallıçcık, güneyde ise Konya ve Afyon ile çevrilidir. Eskişehir’in güneydoğu kesiminde yer alan Sivrihisar’ın dalgalı düzlüklerden oluşan bir arazi yapısı vardır. İlçenin orta kesiminde kuzeybatı güneydoğu doğrultusunda uzanan Sivrihisar Kütlesi ismi ile bilinen, yüksekliği 2000 m.ye ulaşan bir kütle bulunmaktadır.

İlçe topraklarından kaynaklanan sular Sakarya Nehri ile Porsuk Çayı’na akarlar. Porsuk Çayı aynı zamanda kuzeydoğuda ilçenin doğal sınırını oluşturur. Denizden 1.070 m. yüksekliktedir. İlçe topraklarında barit, demir, flüorid, jips, talk, toryum ve tuğla kiremit hammaddesini içeren maden yatakları bulunmaktadır.

Sivrihisar ilçesinde şehre hakim kayalık bir tepe üzerinde bulunan Sivrihisar Saat Kulesini Kaymakam Mahmut Bey ile Belediye Reisi Yüzügüllü Hacı Mehmet Efendi tarafından l900 yılında yaptırılmıştır. l902-l903 tarihli Ankara Salnamesinde Saat Kulesinin l316’da (l898) yapıldığı, saatinin de Avrupa’dan getirilmiştir.


Sivrihisar yöresel kıyafetleri oldukça ilginç ve zengindir. Sarkasız, cepkesiz ve cebesiz gelin olmazdı. Altın sırma, zengin motif ve işlemelerle süslenmiş özel gün giysilerini şimdi bulabilmek çok zor. Artık talep olmadığı için üretilmiyorlar. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz giysiler artık bir antika.

Cebe ve İncili Küpe
Medeniyetler beşiği Anadolu, ilk altın paranın ve ilk altın takının doğduğu topraklar... Hitit, Asur, Urartu, Frigya, Lidya, İyonya, Pers, Greko-Pers, Helen, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı uygarlıklarının elinde evrilen ve bugüne gelen altın, bin yıllardır yaşamla iç içe Anadolu’da. Sivrihisar ilçesi ile birlikte anılan göz alıcı ‘cebe’nin temelini, altın teller oluşturuyor ve takılar tıpkı halı yapar gibi tezgâhlarda örülüyor. 1850'lerde Sivrihisar'a yerleşen Ermeniler ayrıldıkları 1917 yılına kadar Sivrihisar'ı önemli bir ticaret merkezi yapmışlar ve burada kuyumculuğu geliştirmişlerdir. ‘İncili küpe’ de kentin klasiği. Hıristiyan geleneklerine dayanan küpenin orijinali, İsa ve 12 havarisine gönderme olarak 12 inciden üretiliyor.



Sivrihisar ve yöresine ait bir antik değer olan CEBE Ermeni ustalar tarafından zamanında Reşat altını eritilerek yapılırmış. Bu bilezikler Sivrihisar'da çok yaygındı. Trabzon bileziğini andıran fakat formu biraz daha farklı olan bu bileziği yalnızca bu yörede görme şansınız var. O da eski ailelerde..

(Resim: Sivrihisar'ın renkli kişiliklerinden Hakkık Kardeşler- Hasan, Kemal, xxxx)