18 Ocak 2009 Pazar

Prof.Dr. İbrahim Karaca Bana Gelince

Kitabımda kendi aileme fazla yer vermemin iki nedeni olduğunu baş tarafta açıklamıştım.

Nedenlerden birisi en iyi bildiğim konunun kendi ailem olması, ve benden türeyen gelecek kuşaklara bir belge olarak armağan etmek isteyişimdir.

Kendimden söz etmek istemiyordum. Gerekli bilgiler kitabın sonunda yeralan ‘özgeçmişimde’ bulunmaktadır.

Orada beni bulacaksınız ama benim vizyonumu bulamayacaksınız. Bu nedenle biraz olsun vizyonumu açıklamak istedim. Vizyon nedir? Kısaca tanımlayalım: “Gelecekte yaratmak istediğimiz hayalimizde temsilidir. Bizim temel değerlerimizin, misyonumuzun, emellerimizin, umutlarımızın güçlü bir sentezidir.”


Fotoğrafdakiler ayaktakiler soldan sağa doğru Dr.İhsan Sarıkardaşoğlu, Gülsüm Karaca, Rüştü Karaca, oturanlar soldan sağa doğru Hatice Sarıkardaşoğlu, İbrahim Karaca, Sebahat Karaca, Kadir Karaca

Ben yaşamımda bir vizyonum olmasına önem verdim. Onun yaşamım için gerekliliğini hissettim. Çünkü vizyonu olmayan insanların yaşam gücüde olmaz. Insan yaşamına bütünlük, güç, heyecen, ahenk veren sey, kişinin vizyonudur. Dünyanın yetiştirdiği bütün büyük adamlara bakarsanız hepsinin vizyonu olduğunu görürsünüz. Onlar vizyonları sayesinde kendilerini topluma kabul ettirmişlerdir. Aslında bilinçli yada bilinçsiz herkesin bir vizyonu vardır. Eğer vizyonunuz bilinçle oluşturulmuş ve de evrensel ilkelere dayandırılmışsa, siz başarıya giden yoldasınız, demekir.
Ben, her güne, her saate, her davranışa anlam veren bir bütünlüğü içeren vizyonum sayesinde , yaşamımın, tümünü anlamlı hale getirebildim. Bunu başkaları için ya da göstermelik değil kendim için yaptım; kendi iç dünyamda yarattım; yaşamımdaki rolüme dayanarak.

Vizyonumdaki rollerden biriside ‘babalık’ rolümdür. Bu rolün gereği ben ileri yaşlarımda çocuklarımdan şöyle demelerini isterdim:
“Bize düşünce, söz ve davranışlarınızla örnek oldunuz. Kendimizi değerli görmemize, yaşamımızın anlamını kavrayarak , sorumlu, dengeli insanlar olarak yatişmemize yardımcı oldunuz. Yaşamda neyin önemli neyin önemsiz olduğunu görebilmemizi sağladınız. Yaşamımızın kafa, gönül ve mali liderliğinden bizim sorumlu olduğumuzu anlamamıza yardım ettiniz.”

Benim vizyonumda öğretim üyeliği, yazarlık, meslek sahipliği, arkadaş, vatandaş, yönetici ve nihayet insan olmak gibi rollerim de vardır.

Insanlık rolümle ilgili şöyle denilmesini isterim:
“ İbrahim Karaca, ilişki içinde olduğun insanların yaşamına, kişisel bütünlük ve onur kaynağı getirdin. Kendin olarak doya doya yaşadın. Yaşamı açık gözlerle gördün, kafan ve kalbin köneleşmeden sorumlulukiçinde bırakın, gördün, kokladın, güldün ağladın paylaştın. Sürekli geliştin. Kendin olmayı kaybetmeden, kişisel bütünlük içinde hayal kurdun, düşündün, konuştun ve davrandın.”

Ailemle ilgili bilgilere gelince, burada hakkın rahmetine kavuşmuş biricik ilk eşimden, çocuklarımdan ve ikinci evliliğimden söz etmek istiyorum:

17 Ocak 2009 Cumartesi

Sebahat Karaca (1926 - 1995)

Çocukluk arkadaşım ve eşim. Yukarıdaki resme bakınız. Ne kadar anlamlı. Babamın kucağında iki yaşında bir kız(Sebahat) ve yanında dört yaşında bir erkek çocuk (İbrahim) sanki kader daha 1928 yılında bizim nikahımızı kıymış.


Teyzemin kızıyla birlikte büyüdük ve 23.02.1949 yılında evlendik. Evlilk yaşamımızın o ölünceye dek (10.01.1995) tam kırkbeş yıl on ay iki gün sürdü. Bu zaman içinde 3 erkek çocuğumuz dünyaya geldi.

Sebahat, bal köpüğü renginde gözleri olan, yuvarlak yüzlü, düz saçlı, bugday rengi tenli, önceleri ince ve zayıf, sonraları biraz şişman bir görünüşe sahip idi. En küçük kardeşi Müjgan doğunca, ailesi, Sebahati çocuk baktırmak bahanesiyle ilkokulun dördüncü sınıfından aldı. Sonra ailenin Eskişehir’e taşınmasıyla Sebahat orada Akşam Kız Sanat Okulu’na devam etti.

Sebahat, görünüm itibariyle babaannesine benzediği gibi, ruhsal bakımdan da ondan birşeyler almışa benzerdi. O, dışa dönük, konuşma ve insanları seven bir kişiydi. Onun, alıngan olmayan dengeli bir kişiliği vardı. Çok çabuk çevre edinir, kendisini kabul ettirir ve sevdirirdi. Çok alçakgönüllü olup insanları sınıflara ayırmayan Sebahat, Sivrihisar aksanıyla konuşmayı, karakterinin bir parçası olarak kabul ettiğinden özentilere kapılmamış ve lehçesini değiştirme gereği duymamıştı. O, çevresi tarafından çok aranan ve sevilen bir kişiydi. Bulunduğu yere kendiliğinden hakim olur ve insanlar arasında birlik ve bereaberlik oluşturmada üstüne yoktu. Herkese akıl verirdi.

Bilindiği gibi iyi bir yönetici kendisine verilen görevi en iyi yapan kişidir. İyi bir lider ise ne yapılması gerektiğine doğru karar veren insandır. Sebahat'te bu yönden bakıldığında onda liderlik yeteneği olduğu görürdüm. Sebahat derin bir sezi gücüne sahip oldugu gibi, akılcı bir sağduyuya da sahipti. Olacakları önceden sezer gibiydi. Tahminleri çok isabetli idi. Ben iş hayatımda bu özelliklerinden zaman zaman yararlandığımı söylemek isterim.

Hemen hemen tüm insanlarda bulunan temel içgüdülerden olan kıskançlık onda yok denecek kadar azdı. Bu nedenle o çevresinde hiç kimseye ya da bir nesneye karşı açıktan kıskançlık duymamıştır. Arkadaşlarından onun için “O çok akıllıdır. Eğer okumuş olsaydı önemli bir kişi olurdu” sözleri defalarca duydum. Ancak onun inatçılık huyu vardı. Onu inadından kimse döndüremezdi. Onun bu karakteri ççuklğunda da vardı. O, 3-5 yaşlarındayken hırçın ve asabi çocuktu. Çok ağlardı, ağlamaya başlayınca da kimse susturamazdı. O yaşlarda yüzü gülmezdi. Asabi mizaçlıydı.


O, yedi aylık doğmuştu. Dokuz ayı tamamlayıncaya kadar beslenmesi yetersiz ve problem olmuş. Belki bu yüzden sinir sistemi yeterince güçlenme olanağı bulamamıştır diye düşünüyorum. Çünkü o, streslere dayanıklı değildi, çobuk yorulurdu çabuk hırçınlaşır ve çabuk paniğe kapılırdı. Ancak gerisinde kendi menfatı bulunan meşakkatlara herkesten fazla göğüs gererdi. Sebahat yaşamında mala, mülke, paraya çok kıymet verdiği için sağlığında bunun karşılığını görmüştür.

Kendisinin psikologların zor açıklayabildikleri bir yönünü de tanıtmak isterim: O, eğitimsiz ve orta halli bir ailenin kızı olmasına karşın, benim mevkim ve görevim gereği bulunduğu toplantılarda ve partilerde ve de özel temaslarda asla aşağılık duygusuna kapılmamıştır. Bir zamanlar o İzmir’in üç numaralı kadınıyken, bu rolünü böyle bir kompleksi duymadan sürdürmüştür. Ancak o bu rolünü sürdürürken arkasında benim varlığımdan güven aldığını söylerdi.

Sebahat doğuştan var olan yetenekleriyle yaşamında rolünü sürdürmüş sistemli bir eğitimle bu yeteneklerini ilerletme olanağı bulamamış olmakla beraber bu doğrultuda kişisel gayret ve çaba içine girmediği de bir gerçektir. O yaşamı boyunca bu eksikliğinin farkında olmuş okumayan kızlara kendisini örnek göstermiş çocuklarını evlendirirken gelin adayının mutlaka okumuş ve meslek sahibi olmalarını istemiştir.

Kendisi bana ve çocuklarına karşı çok özveriliydi. Bu yolda o arkadaşlarından ve benzerlerinden daha çok mahrumiyetlere severek ve içtenlikle katlanmış ve tanrıda katlanmaları nın karşılığını ona vermiştir. Övünme huyuda olmayan Sebahat kocası ve çocuklarıyla kimseye hissettirmeden gurur ve sevinç duymuştur.

Sebahat 1994 yılında mart ayından itibaren sık sık hastalanmaya başlamıştı. Hekimler ona hep grip ve soğuk algınlığı tehisi koydular. Temmuz ayına gelindiğinde Malta Humması teşhisi kondu ve tedaviye geçildiysede teşhisin yanlışlığı anlaşılmıştı. Eylülde hastaneye yatırıldı. Burada yapılan incelemede karaciğerde kansar görüldü. Oysa daha önce primer olarak yumurtalıklarda başlayan kanserin sekunder olarak karaciğere atladığı anlaşıldı. Ege Üniversitesi Hastahanesinde sarf edilen gayretlerden bir sonuç alınamadı ve 10.Ocak.1995 günü rahmetli oldu.

Şimdide çocuklarımın özgçmişi ve kişilikleriyle ilgili kısa bilgiler vererek onları tanıtmak istiyorum. Bu konuda duygusal davranmamak ve tarafsız olabilmek için zorlandım. İnsanların iyi yönlerini söylemenin kolaylığı yanında olumsuz taraflarını ifade etmenin bir baba için ne denli zor bir görev olduğunu okuyucularımın takdir edeceğini umuyorum.

16 Ocak 2009 Cuma

Dr.Ecz. Ahmet Reha Karaca


Ahmet adı ona dedesi gibi olan Ahmet Eroğlu(askeroğlu)’ndan yadigar olarak konuldu. Reha adı ise o günlerin moda isimlerindendi. Ahmet, 3.Kasım.1950 tarihinde Sivrihisar’da doğdu. Liseyi Bornova’da Özel Çınar Koleji’nde bitirdi. Girdiği üniversite sınavlarında İstanbul Hukuk fakultesini kazandıysada onu, İzmir’deki İktisadi ve İdari İlimler Akademisi’ne kayıt ettirdik. Bu okulda 2. sınıfa geçen Ahmet’i o yıl İzmir’de İnciraltı semtinde yeni açılan Özel Yakındoğu Eczacılık Okuluna naklettik.

O yıllarda eczacılık mesleği cazip ve parlak idi. Ahmet bu okulda bir yandan okurken bir yandan da öğrenci dernekleriyle ilgilenmeye başladı. İkinci sınıftayken dernek seçimlerine girerek kazandı ve başkan oldu. Ahmet 4. sınıfa geçtiğinde arkadaşlarını ısrarı üzerine bir kez daha dernek başkanlığına seçildi.

1975 yılında Eczacılık Yüksek Okulunu bitiren Ahmet, bitirdiği okulun Farmasotik Kimya Ana Bilim dalına asistan olarak girdi. Ahmet bu defa da okulda Asistan Temsilciliğine seçilerek okulun yönetim kuruluna katılmaya başladı. Ahmet, yöneticiliğe ve siyasete duyduğu ilgiyi mesleğinde akademik kariyer edinmede göstermedi. Eczacılık Yüksek Okulunun Fakülte olarak Ege Üniversitesine bağlanmasından sonra asistan olduğu dalda doktora yaparak (Dr.Ecz) akademik kişiliğine katkıda bulunmuştur.


Ege Üniversitesinde öğretim elemanı olarak çalışmaya başlayan Dr.Ahmet Karaca bir süre sonra Ege Bölgesi Eczacı Odası seçimlerine girerek, oda başkanlığını kazandı. Ahmet daha sonraki yıllarda da seçimleri kazanarak Başkanlığını uzun süre devam ettirmiştir.



Bu görevde kendisini tanıtan Ahmet daha sonra Ankara’da yapılan Türkiye Eczacılar Birliği seçimlerine katılarak burada da başarıya ulaşmış be birliğin Genel Sekreterliğine getirilmiştir.

Genel Sekreterlik görevi bittikten sonra Ahmet bu kez İzmir’de daha değişik bir görev üstlenmiştir. İzmir Karşıyaka Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanlığı seçimini de kazanarak derneğin başkanı olmuştur. O halen bu görevi üniversitedeki görevinin yanında sürdürmektedir.

Ahmet öğrenciyken tanıştığı okul arkadaşı Emine Dönderdi ile 1976 yılında evlenmiştir. Mesleği eczacılık olan Emine tüm mesleki çalışmasını Ege Üniversitesi Sağlık, Spor ve Kültür Daire Başkanlığı eczanesine hasretmiştir.


























Onların tek çocuğu Deniz 23.1.1978 tarihinde dünyaya gelmiş, Bornova Anadolu lisesini 1997 yılında bitirerek Orta Doğu Teknik Üniversitesi İstatistik bölümünden mezun olmuştur. Özel sektörde yönetici olarak çalışan Deniz, yazılım mühendisi Burcu ile evlenmiş ve çiftin 14.02.2014 tarihinde Melodi adlı kızları dünyaya gelmiştir.

Ahmet sima, beden ve ruhen annesine benzer ise de bana da benzeyen tarafları vardır. Örneğin natıkası ve ses tonu bana benzer. Ahmet oldukça soğuk kanlı, itidalli, sempatik, istikrarlı, sağ duyusu gelişmiş, iyi bir konuşmacıdır. O vizyon sahibi olup gelişim içindedir. Özgündür ve kişisel bütünlüğe önem verir. Bütün bu özellikler bir liderde aranan niteliklerdir. Bu yönüyle Ahmet’in doğal olarak başarılı olduğunun kanıtı onun öğrencilikten beri girdiği her seçimi kazanmasıdır.

Ahmet Reha Karaca, 31 Ocak 2009 tarihinde geçirdiği bir kırık ameliyatı sonrasında inanılmaz bir şekilde hayatını kaybetti.

15 Ocak 2009 Perşembe

Yük.Müh. Fevzi Rüştü Karaca


Ailenin ortanca oğlu Rüştü’ye, kendisinin doğumundan bir yıl önce bir trafik kazasında ölen amcasının adı verilmiştir. Öte yandan dedesinin adı da eklenerek bir geleneğe uyulmuştur.

Rüştü 30 Ağustos 1955 tarihinde Sivrihisar’da doğmuştur. Orta okul ve liseyi Bornova Anadolu Lisesinde okumuş ardından Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. Mezuniyetinden sonra yaklaşık 2 yıl süreyle inşaat şirketlerinde mühendis olarak görev yapan Rüştü, Aliağa Petkim şantiyelerinde planlama mühendisliği yapmıştır.

Bu sırada Ege Üniversitesi İnşaat mühendisliği bölümünde ve Bilgisayar mühendisliği bölümünde yüksek lisans çalışmalarına başlayan Rüştü, 1981 yılında Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümüne araştırma görevlisi olarak girmiştir.

Rüştü araştırma görevlisi olarak çalıştığı dönemde tanıştığı aynı bölüm doktora öğrencisi Kübra Erman Kazaz ile 1983 yılında evlenmiştir. Birlikte bir süre araştırma görevlisi olarak çalışan çift daha sonra YÖK kanunun çıkmasıyla üniversitelere getirilen yeni düzen içindeki sıkıntılar nedeniyle üniversite den ayrılarak Yapı Kredi Bankası’nın bilgi teknolojileri şirketi olan Bilpa da göreve başlamışlardır.

Türkiye’nin ilk online Bankacılık sisteminin gelişitiren ekibin içerisinde yer alan çift daha sonra Garanti Bankası’nın Bilgi Teknolojileri şirketi Garanti Teknoloji’ye geçmişlerdir. Rüştü 1987 itibaren 25 yıl bu şirkette Genel Müdür yardımcısı olarak çalışmıştır. 2013 yılında yeni kurulan Doğuş Teknoloji şirketine CEO olan Rüştü bir yıl süreyle bu görevi yapmıştır. Erman ise Akbank Bilgi Teknolojileri şirketi Aknet ve ardından Körfezbank’da Genel Müdür yardımcısı olarak çalışmıştır. Oğulları Levent ile daha yakından ilgilenebilmek için bir süre çalışmaya ara veren Erman 2007 yılından itibaren Tradesoft şirketinde CEO olarak görev yapmaktadır.



Rüştü-Erman çiftinin 1 Şubat 1989 tarihinde İbrahim Levent adlı bir oğulları dünyaya gelmiştir. Babasının belirlediği Levent adının önüne Erman’ın talebi ile dedesi İbrahim’in adı konmuştur. Levent İstanbul Üsküdar Amerikan lisesinden mezun olduktan sonra ABD Indiana Üniversitesi Kelley School of Business de pazarlama ağırlıklı işletme okumuştur. Bir yıl süreyle Cincinnati de özel bir şirkette Marketing Manager olarak çalışan Levent sonrasında master programı için New York Syracuse Üniversitesine devam etmiştir. Syracuse Üniversitesi Information Management bölümünde Mayıs 2014'de yüksek lisans programını tamamlıyarak mezun olmuştur. Levent New York'ta Deloitte şirketinde IT consultant olarak çalışmaktadır.

İbrahim Levent Indiana Üniversitesi Şeref öğrenci töreninde(2008).

Rüştü görünüş ve ruhsal yönleriyle büyük ölçüde bana benzer. Okul hayatı da başarılı geçmiştir. Araştırma görevlisi oldukları dönemde, İstanbul’a gitmeleri söz konusu olduklarında hocaları Prof.Dr.Oğuz Manas fikirlerinden caydırmak için çok ısrar ettiyse de yeni bir dünyaya kucak açmışlardır. Oğlum içe dönük, biraz da kapalıdır. Az konuşur, az güler biraz da alıngandır.



Fakat o dengeli ve çok özverilidir. Ciddiyetsizliği sevmez. Çalışmaktan zevk alır, yılmaz, yorulmaz. Zorluklardan kaçmaz aksine üstüne üstüne gider ve başarır. Duruşuyla ciddi ve akıllı bir yönetici imajı verir. Rüştü açık ellidir, kişisel bütünlüğe özen gösterir. Azimlidir ve özgündür. Sabırlıdır. Sürekli gelişim içinde olan Rüştü vizyon sahibidir. O insanların yapabileceğine inanır dinleyerek ve konuşarak yönetir; emrederek değil.

Kendisinin sağlıklı ve güçlü bir yapısı vardır. ODTÜ de öğrenciyken, ülkede yaygın öğrenci hareketleri nedeniyle üniversite geçici olarak kapatılmış ve İzmir’e gelmişti. Boş durmak istemediğinden bir arkadaşının tanıdığı bir firmada kapı kapı dolaşarak ev eşyaları pazarlamacılığı yapmıştır. Rüştü ‘Ben bir profesör oğluyum bunu yapamam’ dememiş ve bu işten para kazanmıştır. Bu davranışı bende ona karşı gelişen güven duygusunu artırmıştır.

1981 yılında mühendislik yaptığı dönemde bilgisayar dalında yüksek lisans yapmak istediğini ve bu alanda ilerlemek istediğinde söylediğinde, isteğini doğru bulmamış, zaten inşaat mühendisliğinde yapıyorsun bilgisayarın yarın ne olacağı henüz belli değil diye karşı çıkmıştım. Beni uzun sohbetlerle bilgisayarın geleceğin mesleği olacağına inandırmış ve onayımı almıştı. Ama o dönemde bilgisayar bilimleri henüz üniversitelerde bölüm değildi. Yalnızca Elektronik Hesap Bilimleri adıyla bir enstitü’ten ibaretti. Benim endişelerim de haksız değildi. Daha sonra, o zamanki ileri görüşünü, daha iyi anladım. Klasik mühendislikten vazgeçip belirsiz bir geleceğe doğru yönelmişti.

Çok okuyan Rüştü, iyi bir entellektüel olma peşindedir. Onun için tarih, müzik ilgi alanlarıdır.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Diş.Dr. Mustafa Kemal Karaca


Ailenin üçüncü oğlu Kemal’in adı , dayımla konuşarak, Atatürk’ün anısına konulmuştur. Aynı zamanda İslam peygamberinin adlarından biri olduğu için de beğenilmişti.

Kemal 1 Haziran 1958 de Sivrihisar’da doğmuştur. Lise öğrenimini İzmir Atatürk Lisesinde tamamladıktan sonra Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini 1983 yılında bitirerek Dış Hekimi ünvanını almıştır.

Askerliğini Şanlıurfa Jandarma Sınır Alayı Hekimi olarak yapan Kemal askerlik dönüşü önce Kemalpaşa İlçe sağlık merkezinde diş hekimi olarak göreve başlamış sonra İzmir Alsancak Devlet Hastahane’sine nakil olarak burada mesleki çalışmalarını sürdürmektedir.

Kemal 1922 yılında Ayşegül Şenakay ile evlenmiştir. Ayşegül Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olup, İzmir’de İş Bankası Bölge Müdürlüğünde ve şubelerinde çalışmış,  Şube müdürü iken emekli olmuştur.

Kemal-Ayşegül çiftinin 31 Ekim 1995 tarihinde doğan Pelin adlı bir kızları vardır. Pelin, İzmir Amerikan Lisesinden mezun olmuş ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İngilizce İşletme bölümünde üniversite eğitimine devam etmektedir.

Alsancak Rotary Kulübün yöneticilerinden Mustafa Kemal Karaca

Oğlum 1.78 metre boyunda ve 73 kg ağırlığında, ten rengi buğday, siyah saçlı, koyu kahverengi gözlü, siması benimle annesi arasında şekillenmiş, dışa dönük, konuşkan, sevecen, çevresiyle kolay ve olumlu ilişkiler kurabilen, dengeli bir kişiliğe sahiptir. Çok eli açık olan Kemal, aynı zamanda öz verilidir. Onun özgün kişiliğinde vicdanı ve adalet duyguları ve sorumluluk bilinci gelişmiştir.

Kemal’in kişiliğinde duygusallık ağır basar. Dürtü ve duyguları coşkuludur. İnsanlara karşı saygılı, içten ve sevecen davranışları duygusallığının ürünüdür. O uzlaşmacıdır. İnatçı değildir, makul ve anlayışlıdır.

Kemal eli açık, sabırlı, girişimci, ve gelişim içinde bir kişidir. Kemal’in ayrıca bir de Alsancak’da muayenehanesi vardır.

13 Ocak 2009 Salı

Ayşe Hanım İş


Kitabımı bitiriken sıra geldi Ayşe hanıma. Ondan da kısaca bahsetmek istiyorum. Ne de olsa artık o da bu ailenin bir bireyi oldu.

Ayşe ile 16 Nisan 1997 tarihinde İzmir’de evlendik.

Ayşe’nin ilk, benimse ikinci evliliğim.; bana yaşamında daha değişik bir ufuk getirmiştir.

Ayşe 1.1.1955 tarihinde Burdur’da doğmuştur. Ailesinin İzmir’ yerleşmesi üzerine yaşamını burada sürdürmüştür. 1978 yılında İzmir Namık Kemal Lisesini bitirmiş ve daha sonra özel sektörde çalışmaya başlamıştır. Şimdi de çalışmasına devam etmektedir.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Sonuç

Kitabımın sonuna gelindiğinde, buraya kadar yapılan açıklamalardan, okuyucu kuşkusuz bazı sonuçlara varmıştır. Bunları bir kere de ben açıklamak istiyorum. Bu açıklamam ele alınan aileyti tüm yönleriyle tanımaya yardımcı olacaktır.

İşte sonuçlar:

1-Birinci Dünya savaşıyla, Kurtuluş savaşında bu aileden 5 kişi şehit olmuştur.

2-Ailede hiç cinayet işlenmemiştir. Aileden hemen hemen hiç kimse hapse girmemiştir.

3-Ailede kız kaçırma olayı olmamıştır. Tüm evliler resmi nikahla evlenmiştir.

4-Ailede aynı anda iki evlilik görülmemiştir.

5-Bu ailede incelediğimiz 330 aileden sadece 7 adedinde boşanma olmuştur. Boşanma oranı % 3 bile değildir.

6-Ailede, özellikle son kuşakta polis, astsubay, tekniker, teknisyen, öğretmen, hekimlik gibi mesleklere yönelim artacak gibi görünmektedir.

7-Ailede iki kişi üniversitelerde profesörlüğe yükselmiş, bilimsel çalışmalar yapmış ve üniversite yönetimlerine katkıda bulunmuştur.

8-Geçmiş yüzyıllarda da yüksek öğrenim görerek molla olan ve müderreslik ve müftülük yapmış kişilere sıkça rastlanmaktadır.

9-Ailenin bir dalında ikiz doğum özelliği, bir dalında da gözlerde kayma tesbit edilmiştir. Ailenin bir dalında şeker hastalığı , bir dalında da Akdeniz kansızlığı şüphesi vardır.

10-Ailede 1800-1930 yıları arasında yakın akraba evliliğinin çok yaygın olduğu görülmektedir. Ancak buna bağlı olarak bu ailelerde ve bunların ileri kuşaklarında beden ve ruh sakatlıkları ve geri zekalılık görülmemiştir.

11-Ailede siyasete girip partilerde ve mahalli teşkilatlarda ve de yerel yönetimlerde görev almış kişiler yok denecek kadar azdır. Yalnızca Prof.Dr. İbrahim Karaca kısa bir süre bir partinin İzmir Bornova ilçe başkanlığını yapmıştır.

12-Ailede dernekçiliğe karşı da ilgi fazla değildir. Bu alanda Dr.Ahmet Reha Karaca’nın büyük ilgisi ve halen üstlendiği Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanlığı nedeniyle kendisi övgüye değer. Prof.Dr.İhsan Sarıkardaşoğlu, Süleyman Anık ve Süleyman Eroğlu ile Selahattin Eroğlu’nun dernekçilik faaliyetlerini belirtmek istiyorum.

13-Aileden 12 kişi çalışmak üzere gittikleri yabancı ülkelerde kalmıştır.

14-Yirminci yüzyılda bu aileden 330 adet yeni aile türemiş olup bu aileler ve bunların akrabalık durumları bu kitapta anlatılmaya çalışılmıştır.

15-Bu kitapta 1998 yılında 729 kişi yer almıştır. Henüz ulaşılamayan %5 oranında kişinin de var olduğunu sanıyorum.

16-Ele alınan 729 kişinin adları üzerinde yaptığım incelemede enteresan sonuçlar buldum. Bu adları 1600 yılından öncekiler ve sonrakiler ve yakın geçmiştekiler ve günümüzdekiler olarak 4 grupta incelediğimizde isim çeşitleri aşağıdaki gibi karşımıza çıkmaktadır.

a-) 1600 yılından önceki isimler:
Hafızıddin, Veliyüddin, Nimetullah, Safiyetullah, Seyfullah, Lütfullah

b-) 1600 yılından sonraki isimler:
Ahmet, Ali, Ayşe, Fadime, Cemile, Hasan, Hayrunnisa, Hüseyin, Emine, İbrahim, İsmail, Mehmet, Kezban, Osman, Sıdıka, Süleyman, Zeynep

c-) yakın zamandaki isimler. Bu dönemdeki isimler yukarıdakilerle karışık bir durum sergilemektedir.
Ayla, Aziz, Beyhan, Burhan, Bülent, Canan, Dilek, Doğan, Gönül, Güner, İhsan, İsmet, Leyla, Melehat, Mesut, Mualla, Mukaddes, Mukadder, Murat, Naciye, Necati, Nesrin, Nevin, Nuray, Rüştü, Saadet, Sebahattin, Selahattin, Sema, Sevda, Sevgi, Sevim, Sinan, Turan, Veysel, Yavuz, Zafer, Zeynep

d-) Günümüzün isimleri:
Alper, Atilla, Ayşen, Banu, Barış, Başak, Bangü, Berk, Berna, Buğra, Burçak, Buse, Büsra, Caner, Cansu, Cem, Deniz, Derya, Didem, Ebru, Eda, Elif, Emre, Esra, Fatih, Ferda, Filiz, Gamze, Hakan, Hande, İnci, İlayda, Koray, Levent, Mert, Merve, Mine, Müjder, Okan, Onur, Özge, Özlem, Pelin, Pınar, Sanem, Selda, Serap, Serhan, Serhaney, Serkan, Sertaç, Seçil, Sibel, Tuğba, Tülay, Ülper.

Bu isimlerin incelemesi bana şu ipuçlarını vermiştir:

a-) Bazı ailelerde dede adlarının torunlara verilerek onların ismen yaşatma isteği vardır. Ancak bu isteğin giderek azaldığını da görüyoruz. Özellikle genç annelerin çocuklarına güncel isimler koyma eğilimi bu geleneği zayıflatmaktadır. Kız çocuklarında eski kuşağa ait isimlerin yineleme yoluna gidilmediği, zorunlu hallerde eski isimlerin göbek adı olarak verildiği de görülmektedir.

b-) Yeni kuşak evliliklerde çocuk sayısı ortalama 2 olup kardeşlere ses uyumuna göre isim seçilmektedir. Örneğin: Mert-Berk, Özge-Özgül, Berna-Derya, Emre-Merve, Serap-Serkan, Serhan-Serhaney, Canan-Batuhan, Okan-Onur, Caner-Cansu, Serdar-Seda, Eda-Eren, Suna-Tuna, Ferruh-Ferda, Aysun-Aysen, Sinan-Cihan, Ülker-Ülper, Bülent-Levent, Serkan-Erkan, Buse-Buğra.

c-) özellikle kız çocuklarının isimlerinin seçiminde günümüzün sinema ve sahne sanatçılarının ve TV yayınlarının etkisinin olduğu görülmektedir.

Yukarıda 4 grup halinde sunduğumuz isimler zaman denen kavramın alışkanlık ve gelenekleri ne ölçüde değiştirdiğini açok bir şekilde göstermektedir. Değişimin Türk Dili paralelinde ve içinde olduğu da gözlenmektedir.

11 Ocak 2009 Pazar

Yurdum III


Ne zaman bir alıç ağacı görsem
Ne zaman çıngırak sesleri duysam
Atalarım canlanır gözlerimin önünde.
Ne zaman çaresizlikler görsem,
Nerde onurlu bir yaşam,
Yokluklarla, fukaralıklarla savaşan,
Bir köy canlanır gözlerimin önünde: Yavşan

Orada verişmiş sözümüz,,
O topraklara sürülmüş yüzümüz,
başka bir yer görmez gözümüz,
Yavşan yaylasında bir bahar.
Can verir ekilen tohumlara
Topraklara dökülen alın terimiz.
Yerimde, Yurdumda, Vatanımda benim.

kavakları konuşturan yeller
Secdeye varan ceviz dalları
Geceleri derinden baykuş sesleri,
Bana sizlerin masalını söyler.

Ey atalarım benim
Sizler müsterih uyuyun.
Bu toprağa bu havaya bu suya,
Ruh verme sırası şimdi bizde,
Sizin sevginizle yüreğimizde
Dostluk, barış tahumları ekiyoruz
Uygarlık biçiyoruz.

Bilirsin ki ben bir Yavşan uşağıyım,
Bu soyun vefalı kuşağıyım.
Yerimde, yurdumda, vatanımda benim.

İbrahim Karaca

Prof.Dr.İbrahim Karaca'nın Özgeçmişi

İbrahim Karaca 1925 yılı Nisan ayının yirmisinde Sivrihisar’da dünyaya geldi. Ancak Nüfus Dairesine 1.1.1926 tarihiyle kaydedilmiştir. Babası Fevzi Karaca, Annesi Gülsüm Eroğlu.

İlkokulu Sivrihisar Kızılbel İlkokulunda ( şimdi Atatürk ilkokulu) tamamlayan İbrahim, orta ve lise öğrenimini Eskişehir Lisesinde ( şimdi Atatürk Lisesi) yapmıştır.



1943 yılında bu liseyi bitiren İbrahim , aynı yıl Ankara’da bulunan Yüksek Ziraat Enstitüsünün (Ziraat Üniversitesi) Ziraat Fakültesi sınavlarını kazanarak parasız yatılı olarak okumaya başlamış ve 1947 yılında bu fakülteyi birincilikle bitirerek Yüksek Ziraat Mühendisi ünvanını kazanmıştır.
(Fotoğraf 1947 yılı Ziraat Fakültesi mezınları )


İ.Karaca, 1947 yılında mezun olduğu Fakültenin Bitki Hastalıkları Bölümüne asistan olarak tayin edilmiştir.

Bu sıralar yeni üniversiteler kanunu çıkıp, kadro alınıncaya kadar asli kadrosu İzmir Bornova Ziraat Lisesinden öğretmen olmak kaydıyla 3 yıl fakültedeki Bitki hastalıkları Bölümünde asistanlık yapmıştır.

İ.Karaca 1950 yılında verilen kadrolar gereğince açılan asistanlık sınavını kazanarak aynı bölüme asistan olarak atanmıştır.

Bölüm Başkanı Prof.Dr.Selahattin Kuntay’ın bir yıl sonra ölümü üzerine, Bölüm Başkanlığına getirilen Prof.Dr.Bekir Alkan ile birlikte çalışmaya başlayan İ.Karaca, bu hocanın nezaretinde başladığı doktora çalışmasını 1953 yılında tamamlayarak, pekiyi dereceyle Ziraat Doktoru ünvanını almıştır.

İ.Karaca 1955 yılında Viyana’dan gelen misafir profesör Dr.Kurt Lohwag’ın dersini tercüme etmiştir. Ve kendisi K.Lohwag ile birlikte Viyana’ya giderek 1955-1956 devresinde orada Doçentlik tezi çalışmalarına başlamıştır.

1956 yılında yurda dönen Karaca, aynı yıl gerekli sınavları vererek Doçentlik payesini kazanmış ve adı geçen bölümde eylemli doçentliğe atanmıştır.

Doçent ilen 31 yaşında askere giden Karaca, önce Ankara Yedek Subay Okulunda 6 ay okuduktan sonra Atom-Biyoloji-Kimya sınıfına ayrılarak o zaman Mamak da bulunan ABK laboratuarında 2 ay mecburi kıta hizmetini tamamlamış ve askerliğinin geri kalan kısmını Etibank’ta geçirmiştir.

Doç.Dr.İbrahim Karaca, 1957 ve 1958 yıllarında yeni kurulmuş olan Ege Üniversitesine, her yıl birer ay süreyle, konsantre şekilde Bitki Hastalıkları dersini vermek üzere davet edilmiştir.


Askerlik sonrası Üniversitedeki görevine yeniden atanan Karaca, çalışmalarını sürdürürken, Erzurum Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Sabahattin Özbek’ten gelen teklifi değerlendirerek, 2 yıllığına geçici görevle 15 Nisan 1960 tarihinde Atatürk Üniversitesinde göreve başlamıştır.

Karaca’nın o tarihte boş olan Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanlığına atanmasını teminen Rektör tarafından profesörlüğe yükseltilme işlemlerine başlanmıştır.

27 mayıs 1960 günü radyolardan askeri darbenin bildirileri anons edilirken, Erzurum Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın özel izniyle (sokağa çıkma yasağı olduğu için) juri üyeleri, Üniversitede Karaca’nın sınavını yapıyorlardı. Ve İ.Karaca, doçentlikte bekleme süresi olan 5 yıl yerine, başarılı doçentler için uygulanan 6990 sayılı kanunun özel maddesinden yararlanarak 3 yılda profesörlüğe yükseltilmiş ve kararnameyle Dekanlığa atanmıştır.

O tarihlerde Atatürk Üniversitesinde Rektör olan Prof.Dr.Bekir Sıtkı Baykal’ın Kurucu Meclis’e gitmesi üzerine, boşalan Rektörlüğe İ.Karaca atanmıştır. Karaca 34 yaşında Atatürk Üniversitesinin 5. Rektörü olmuştur.

Erzurum’daki görevinin sona ermesi üzerine İ.Karaca, Amerika Nebraska Üniversitesiyle Atatürk Üniversitesi arasındaki işbirliği antlaşması uyarınca Amerika’daki Üniversitelerin kuruluş ve işleyişlerini yerinde incelemek için ABD’ye gönderilmiştir. Karaca bu çerçevede ABD’de 9 ay kalarak önemli 15 Üniversiteyi ziyaret etmiş ve incelemiştir.




Amerika dönüşü Ankara Üniversitesindeki görevine yeniden başlayan İ.Karaca, bu defa da Ege Üniversitesinden teklif almış, bu üniversitenin Fitopatoloji ve Zirai Botanik Kürsüsünde açılan kadroya aday gösterilmiştir.

İbrahim Karaca, Atatürk Üniversitesinde kazandığı ve iki yıl kullandığı Profesörlük ünvanını bırakarak, Ege Üniversitesine Doçent sıfatıyla baş vurarak Profesörlüğünün yeniden denenmesini istemiştir.

Karaca burada kurulan komisyonca tüm prosedür sil baştan edilerek ikinci kez profesörlüğe yükseltilmiştir. Ve 19 Eylül 1963 tarihinde adı geçen kürsü profesörlüğüne atanmıştır.

Bu tarihten itibaren, söz konusu Kürsünün kuruluşu, dersleri, kadrosu, yerleşim mekanı, serası ve deneme alanlarıyla, laboratuarlarını çalışır hale getirilmesi amacıyla uzun vadeli plan ve programlar yaparak bunların yürürlüğünü, denetim ve planlanmasını üstlenmiştir.

İ.Karaca 10 yıl içerisinde, kendi benzerleri arasında çok farklı ve en mükemmel bir kürsü kurmayı başarmıştır.

i.Karaca bir yandan öğrenci yetiştirip, yüksek lisans ve doktora yaptırırken, bir yandan da Kürsüde seçkin bir öğretim elemanları kadrosunu oluşturmaya gayret etmiştir.

Karaca, bu faaliyetleri arasında idari işlerden de uzak kalmamıştır. Fakülte Yönetim Kurlu üyeliği, Üniversite Senatosu üyeliği derken 1972 yılında Fakülte Dekanlığına seçilmiş ve bu görev de 1974 yılına kadar kalmıştır.

İ.Karaca 1974 yılında Ege Üniversitesi Senatosu tarafından Rektör Yardımcılığına seçilmiş ve bu görevde 1977 yılına kadar kalmıştır. 1977-1980 yılları arasında yalnızca Kürsü başkanı sıfatıyla öğretim ve araştırma işleriyle meşgul olmuştur.



1980 yılına gelindiğinde Rektör seçimlerine aday olan İbrahim Karaca bu seçimi kazanarak o dönem Ege Bölgesinin tek üniversitesi olan Ege Üniversitesi’nin 8. Rektörü olmuştur.

Bundan sonra İ.Karaca’yı hep idari görevlerde görüyoruz. 1982 yılında YÖK tarafından Ziraat Fakültesi Dekanlığına atanan Karaca, 1985,1988 ve 1991 yıllarında ayni göreve üst üste 3 kez daha atanmış olup, 1.1.1993 tarihinde yaş haddinden (67 yaş) emekli oluncaya kadar Dekanlık görevini sürdürmüştür.

Karaca, 1963 yılında kurmuş olduğu ve sonra adı Fitopatoloji olan Ana Bilim Dalının 30 yıl başkanlığını yaparak, bu Anabilim Dalı içinde 10 Profesör ve 2 doçent yetiştirmiştir. Bu güçlü kadrosuyla bu Ana bilim dalı hala Türkiye’de önde gitmektedir.

İ.Karaca, 1970 yılında Türkiye Fitopatoloji Derneğini kurarak 10 yıl başkanlık yapmıştır. Aynı zamanda onun bu dernek aracılığıyla kurduğu ve o zamandan beri yabancı dille yayın yapan ‘The Journal of Turkish Phytopathology’ dergisi yayın hayatını başarıyla sürdürmektedir.


İ.Karaca 1969-1975 yılları arasında TÜBİTAK Bilim Kurulunca 2 kez Tarım ve Ormancılık Çalışma Grubu üyeliğine seçilerek, yurt ölçüsünde bu alanda yapılan araştırmaların yönetiminde görev üstlenmiştir.


Karaca, Türkiye Elektrik Kurumu’nda (TEK) 6 yıl danışmanlık yaparak, termo elektrik santrallerinin çevreye zarar vermeden çalıştırılması konusunda yardımcı olmuştur.

Karaca, Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde 6 yıl Botanik dersi okutmuştur.

Karaca, önceleri Etibank’a sonraları Karadeniz Bakır İşletmeleri AŞ ye bağlı Murgul Bakır İşletmesi izabehanesinin çevreye yaydığı zehirli gazların zarar ve ziyanının ‘Hakem Bilirkişi’ sıfatıyla tesbit ve tayini işini 1953 yılından başlayarak bu güne kadar hiç ara vermeden 44 yıldan beri yürütmektedir. Bu kadar uzun süre devam eden bir görev bu güne kadar dünyada görülmemiştir. Karaca bu görevi 3 kişilik bir Hakem Bilirkişi statüsünde sürdürmektedir.

Karaca’nın Türkçe ve yabancı dilde yurt içinde ve dışında yayınlanan 95 adet araştırma ve derleme yazısı ile 10 adet kitabı vardır.

Karaca emekli oluncaya kadar 61 kişiye master ve doktora yaptırmıştır.

Kendisi bazı dış ülkelerde müşterek çalışma yapmış, tetkik ve incelemelerde bulunmuş, uluslar arası kongre ve sempozyumlara katılmış ve Türkiye’yi temsil etmiştir.

Almanca ve İngilizce bilen Karaca’nın yüksek öğrenim görmüş 3 oğlu ile 3 gelini vardır.

Prof.Dr.İbrahim Karaca aşağıdaki derneklerin üyesidir:
Türkiye Fitopatoloji Derneği
Dünya Fitopatoloji Dernekleri Konfederasyonu
Türk Alman Biyoloji Derneği
Sosyal Araştırmalar Vakfı
Çevre Koruma Vakfı
Ege Üniversitesi Yardım Derneği
Dokuz Eylül Üniversitesi Vakfı
Konak Lions Club
Alsancak Rotary Club
Herboloji Derneği
İzmir Milli Kütüphane Vakfı
Sivrihisarlılar Dayanışma ve Yardım Vakfı
İzmir Kızılay Derneği
Atatürkçü Düşünce Derneği




İ.Karaca emekli olduktan sonra bir süre Bornova Doğru Yol Partisi başkanlığını yapmış ancak parti üst yönetimi ile anlaşamayarak bu görevden istifa etmiştir.

İ.Karaca istiklal madalyası sahibidir. Bu madalya babasının Kurtuluş savaşındki kahramanlıklarının karşılığı olarak verilmiş ve özel kanuna göre İ.Karaca’ya intikal etmiştir.

İ.Karaca eşi Sebahat Karaca’nın 10.1.1995 tarihinde vefatının ardından 16.3.1997 tarihinde Ayşe Hanım İş ile evlenmiştir



Ege Üniversitesi 50. yıl kutlamalarında rektörler soldan sağa Ülkü Bayındır, Refet Saygılı, İbrahim Karaca, Hakkı Bilgehan, Necati Akgün, Yusuf Vardar

31 Aralık 2008 Çarşamba

Önsöz II

Babam Prof.Dr. İbrahim Karaca 90’ların sonunda bu kitabı yazdığında henüz daha kitap halinde basılmadan, kopyalarını almış ve kişisel bilgisayarıma aktarmaya başlamıştım. Hedefim kitabını internet ortamına taşımaktı. Böylece Askeroğlu hanedanının hikayesi, eş dost ile sınırlı kalmayacak ve global dünya da herkesin elinin altında olacaktı. Yıllarca ihmal ettiğim bu çalışmayı sonunda 2009 yılında BLOG teknolojisinin sağladığı kolaylık ile internet ortamına taşıyabildim.

Kitabın sonuna İbrahim Karaca'nın 2003-2005 yılları arasında yazdığı kısa hikayeleri de koydum.

Böyle bir kitabı hazırlamanın zorluğunu anlatmaya gerek yok. Prof.Dr.İbrahim Karaca çok zor bir işi başararak ailemizi 650 yıl geriye götürebildi. ABD tarihinin bile 200 yıllık olduğunu hatırladığımızda yapılan işin büyüklüğünü anlarız. Bundan sonrası artık genç nesillerin ellerinde ..

Kitabı içeriğini bozmadan yalnızca bazı eski kelimeleri çağdaşlarıyla değiştirerek siteye koydum. Sivrihisar bölümü hariç eklentilerimi kitabın eki gibi düzenledim. Böylece kitabın akışını bozmadan isteyenin gidip bakabileceği referans noktaları oluşturdum.

Babamın kitabını bu yöntem ile genişletmemdeki esas neden okuyanların, o dönem de dünya da ya da ülkemiz de yaşayan, önemli kişileri ya da önemli olayları hatırlamasını sağlamaktı.

Biz Tarihi hep ayrı ayrı bloklar halinde öğrendik. O nedenle Fatih İstanbul’u alırken İngilizler, Almanlar yada Japonlar ne yapıyordu, çoğu kimse bilmez. Karşılaştırmalı tarih olayları ve nedenlerini daha iyi anlamamızı sağlar. İşte bu nedenle Yavşan da atalarımız yaşarken, dünyada neler oluyordu, onu da anlatmak istedim.

Bu kitap ben okudukça, zaman buldukça, bitmeyecek, sürekli genişleyecek. Belki insanlar internet arama motorları ile Sivrihisar için Yavşan için Askeroğlu için Karaca için gelecek belki de Gutenberg için, Leonardo için, 1.Meşrutiyet için gelecek. Ve ondan sonra diğerini okuyacak.

Merkeze atalarımızın zincirini, babamın kitabını koydum, etrafını kendi birikimimle örüyorum.

Saygılarımla.

F.Rüştü Karaca
Mayıs 2009.