Nedenlerden birisi en iyi bildiğim konunun kendi ailem olması, ve benden türeyen gelecek kuşaklara bir belge olarak armağan etmek isteyişimdir.
Kendimden söz etmek istemiyordum. Gerekli bilgiler kitabın sonunda yeralan ‘özgeçmişimde’ bulunmaktadır.
Orada beni bulacaksınız ama benim vizyonumu bulamayacaksınız. Bu nedenle biraz olsun vizyonumu açıklamak istedim. Vizyon nedir? Kısaca tanımlayalım: “Gelecekte yaratmak istediğimiz hayalimizde temsilidir. Bizim temel değerlerimizin, misyonumuzun, emellerimizin, umutlarımızın güçlü bir sentezidir.”
Fotoğrafdakiler ayaktakiler soldan sağa doğru Dr.İhsan Sarıkardaşoğlu, Gülsüm Karaca, Rüştü Karaca, oturanlar soldan sağa doğru Hatice Sarıkardaşoğlu, İbrahim Karaca, Sebahat Karaca, Kadir Karaca
Ben yaşamımda bir vizyonum olmasına önem verdim. Onun yaşamım için gerekliliğini hissettim. Çünkü vizyonu olmayan insanların yaşam gücüde olmaz. Insan yaşamına bütünlük, güç, heyecen, ahenk veren sey, kişinin vizyonudur. Dünyanın yetiştirdiği bütün büyük adamlara bakarsanız hepsinin vizyonu olduğunu görürsünüz. Onlar vizyonları sayesinde kendilerini topluma kabul ettirmişlerdir. Aslında bilinçli yada bilinçsiz herkesin bir vizyonu vardır. Eğer vizyonunuz bilinçle oluşturulmuş ve de evrensel ilkelere dayandırılmışsa, siz başarıya giden yoldasınız, demekir.
Ben, her güne, her saate, her davranışa anlam veren bir bütünlüğü içeren vizyonum sayesinde , yaşamımın, tümünü anlamlı hale getirebildim. Bunu başkaları için ya da göstermelik değil kendim için yaptım; kendi iç dünyamda yarattım; yaşamımdaki rolüme dayanarak.
Vizyonumdaki rollerden biriside ‘babalık’ rolümdür. Bu rolün gereği ben ileri yaşlarımda çocuklarımdan şöyle demelerini isterdim:
“Bize düşünce, söz ve davranışlarınızla örnek oldunuz. Kendimizi değerli görmemize, yaşamımızın anlamını kavrayarak , sorumlu, dengeli insanlar olarak yatişmemize yardımcı oldunuz. Yaşamda neyin önemli neyin önemsiz olduğunu görebilmemizi sağladınız. Yaşamımızın kafa, gönül ve mali liderliğinden bizim sorumlu olduğumuzu anlamamıza yardım ettiniz.”
Benim vizyonumda öğretim üyeliği, yazarlık, meslek sahipliği, arkadaş, vatandaş, yönetici ve nihayet insan olmak gibi rollerim de vardır.
Insanlık rolümle ilgili şöyle denilmesini isterim:
“ İbrahim Karaca, ilişki içinde olduğun insanların yaşamına, kişisel bütünlük ve onur kaynağı getirdin. Kendin olarak doya doya yaşadın. Yaşamı açık gözlerle gördün, kafan ve kalbin köneleşmeden sorumlulukiçinde bırakın, gördün, kokladın, güldün ağladın paylaştın. Sürekli geliştin. Kendin olmayı kaybetmeden, kişisel bütünlük içinde hayal kurdun, düşündün, konuştun ve davrandın.”
Ailemle ilgili bilgilere gelince, burada hakkın rahmetine kavuşmuş biricik ilk eşimden, çocuklarımdan ve ikinci evliliğimden söz etmek istiyorum:
























İlkokulu Sivrihisar Kızılbel İlkokulunda ( şimdi Atatürk ilkokulu) tamamlayan İbrahim, orta ve lise öğrenimini Eskişehir Lisesinde ( şimdi Atatürk Lisesi) yapmıştır.
1943 yılında bu liseyi bitiren İbrahim , aynı yıl Ankara’da bulunan Yüksek Ziraat Enstitüsünün (Ziraat Üniversitesi) Ziraat Fakültesi sınavlarını kazanarak parasız yatılı olarak okumaya başlamış ve 1947 yılında bu fakülteyi birincilikle bitirerek Yüksek Ziraat Mühendisi ünvanını kazanmıştır.
(Fotoğraf 1947 yılı Ziraat Fakültesi mezınları )






Karaca, Türkiye Elektrik Kurumu’nda (TEK) 6 yıl danışmanlık yaparak, termo elektrik santrallerinin çevreye zarar vermeden çalıştırılması konusunda yardımcı olmuştur.
Karaca, önceleri Etibank’a sonraları Karadeniz Bakır İşletmeleri AŞ ye bağlı Murgul Bakır İşletmesi izabehanesinin çevreye yaydığı zehirli gazların zarar ve ziyanının ‘Hakem Bilirkişi’ sıfatıyla tesbit ve tayini işini 1953 yılından başlayarak bu güne kadar hiç ara vermeden 44 yıldan beri yürütmektedir. Bu kadar uzun süre devam eden bir görev bu güne kadar dünyada görülmemiştir. Karaca bu görevi 3 kişilik bir Hakem Bilirkişi statüsünde sürdürmektedir.
Karaca’nın Türkçe ve yabancı dilde yurt içinde ve dışında yayınlanan 95 adet araştırma ve derleme yazısı ile 10 adet kitabı vardır.
İ.Karaca istiklal madalyası sahibidir. Bu madalya babasının Kurtuluş savaşındki kahramanlıklarının karşılığı olarak verilmiş ve özel kanuna göre İ.Karaca’ya intikal etmiştir.